Sıradan

-I-

Sokağın en aydınlık noktasında, bir eli cebinde, diğer elinde sigara öylece duruyordu. Belki de, gölgesini ezber ediyordu. Ayakları, bir sağa bir sola savrulurken, suretinden pek de memnun değil gibi görünüyordu.

Pencereden bir süre onu izleyip, seslendim.

-Hey!

İrkildiği omuzlarının hızlıca doğrulması ve sigarasının ucunda biriken külün kontrolsüzce yere savrulmasından belliydi.

Kafasını hafifçe sağa yatırarak ve biraz da şaşkınlıkla

-Bana mı seslendiniz?

diye sordu.

Neredeyse karşısındaki pencereden bir süredir onu izlediğimi farketmemiş olmalıydı.

-II-

-Birini mi bekliyorsun?

-Aslına bakacak olursanız, evet.

-Bu sokaktan mı?

-Zannediyorum

-Neyi?

-Bu sokakta yaşadığını.

-Emin değilsin üstelik. Geleceğinden olduğun gibi. Değil mi?

-Neden böyle düşündünüz?

-Zannediyorsun.

Gülümsemesinin de gölgesi düşmüş olmalıydı önüne. Başını eğip, izlemeye koyuldu.

Sokak lambası titremeye başladı. İkimiz de sanki çok enteresan bir olaya tanıklık edermişçesine, incelemeye başladık. Birkaç titreme sonra,

-Burası hep böyle tenha mıdır?

-Hep gelecek misin?

-Neden?

-Neden?

-Yani, benim buraya bir daha gelecek olmamın, sokağın tenhalığıyla nasıl bir ilgisi olabilir?

-Bilmem. Ne kadar yalnız olduğuna bağlı.

Bu defa sesli güldü.

-Bu denli alaya alınacak ne gördünüz ya da sizde nasıl bir izlenim yarattım bilemiyorum fakat eğer bekliyorsam mühim bir sebebim vardır.

-Ah çok sıradansın.

-Farkeder mi?

Ne farkeder mi? diye sormamak için ben de gülümsedim.

Ava giderken avlanmak bu olsa gerek Eva!

-III-

Sokağın en karanlık noktasından, ışığa doğru süzüldü Katya.

Benimle daha çok ilgili gibiydi.

-Eva!

-Katya!!!

-Yine buradasın demek. Pek şaşmamalı. Yalnızlığın, başka bir tedavisi yok!

Sonra ona doğru ilerleyip yanağına dudaklarını değdirdi.

-Çok bekletmedim umarım. Gerçi Eva yalnızların halinden anlar. Senin sıkılmaman için de bir hayli gayret sarfetmiştir.

Utanmıştı. Başını nereye götüreceğini, bakışlarını nereye yönelteceğini şaşırmış, hafifçe öksürdükten sonra,

-Yo hayır…

Demekle yetindi.

Benim gölgesiyle yetindiğim gibi.

Non Pensare a Me

Sevdiğim şarkılar çalıyor bir yandan
Diğer yan
Zaten sen

Deniz mavi değil aslında
Pek bir meşgalem de yok
Şiire mevzu aramaktan başka

Beni düşünme
Beni düşünme

Sevdiğim adamlar şarkı söylüyor bir yandan
Diğer yan
Birkaç dize

Gök de mavi değil aslında
Zaten çoğu şey kandırmaca
Şiirlerden başka

Non pensare a me
Non pensare a me
Tanju Okan söylüyor bir yandan
Benim yanım
Boş

 

 

BESBELLİ

Eteğinden kelebekler uçuşuyor
Bahar gelmiş besbelli
Nazire yapıyor bacakların
Kumsallara

Güneşi yakıyorsun
Bilmem kaç kez
Sevdiğim dizelerle
Haşır neşir
Aklımı alıyorsun

Eteğinden ezgiler dökülüyor
Notalardan anlamam lakin
Bir sigara yaktırıyor
Keman gibi ince belin

Dalgalar bileklerini dövüyor
Kızıyorum
Ufukta bir kuş
Martı olmalı
Süzülüyor
Süzülüyor

Gülüyorsun
Fırsat bu ya
Gamzelerine sızıyorum

SAY

-I-

Ayçiçeği gibi dönmüşsün sırtını
Karanlığa
Pırıl pırılsın
Aksın
Aydınsın
Kamaşıyor gözlerim
Kırışıyorum
Dizeler dizili kağıtlarla

Gözlerinden gemiler geçiyor
Dalga oluyor kirpiklerin
Köpük gibi uçuşuyor
Kuşlar
Saçların

Saçların göç ediyor
Sıcak iklimlere
Zamanı bahane ediyor güzelliğin
Zaman yokuş aşağı güzelliğinle
Zaman kayıp güzelliğinde

Dudakların
Bir hikaye

-2-

Commuovere

-ÜÇ-

Dudakların
Bir hikaye
Bilmediğim bir dilde

ADAM

Adam, saatine bakıyor. 02:37. Buzlu bir hıçkırık. Boğulmak istercesine ağlıyor adam. Başı önde, her adımında ölüme bir atış daha yaklaşıyor. Kalbi ıstırap dolu, hüznün çağlarcasına aktığı bir nehir gibi.

Ellerini sımsıkı ilikliyor onsuzluğa. Kadehinde kaybolan yıllar. İçinden geçiriyor “Ben sana SENCİL olduğum için mi kıyamadım?” Kendine mi kıymış adam?
Çırılçıplak aşktı, hani aşıktı çırılçıplak?

Şimdi üşüyor adam. Paltosuna sarılarak yürümeye devam ediyor. Rotası bilinmedik bir geminin savrulduğu gibi. Umut sözcüğüne dair bile umut yok. Sararmış güz yaprakları eziliyor ayağının altında, kıyamıyor. Sanki her seferinde bir aynayı kırıyor. Kendine mi kıyamamış adam?

Kulağında yankılanan o şarkı, susmak istercesine susuyor o şarkıyı. Adam aşka sarılarak yürümeye devam ediyor. Adam çıplak mı?

Avcunun içinde yitip giden bir şeyler var. Sımsıkı sarılmış eline, avuçları ıpıslak. Gözyaşları mıydı yitip giden adamın?

Kaybolan yıllarına bir hıçkırık daha koyuyor, her sokak lambası aydınlığında içindeki karanlığa bir ışık daha sönüyor. Kaç tane ayna kırıldı bu gece rüzgarla? Adam yıkmak istercesine vuruyor ayağını dünyaya !

Bir çocuğun gözündeki gülücük kadar sahi bir haykırış, ta yürekten gelen ıstırap –sızım sızım bir sancı- O gülücük ne kadar hayat demekse, o ıstırap da o kadar uzak hayata. Belki hayata dairdir ama asla hayatta değil. Bu, doğum sancısı ölüme dair.

Adam, saatine bakıyor. 02:41. Sigara paketinin tükenmiş tütün kokusuna bir kibrit daha yakıyor. İçine çekiyor, içini çekiyor. Boğulmak istercesine tutuyor nefesini. Gecenin soğuğunda kaybolan duman gibi, yitip, bitip gidiyor. Gözündeki her damla yaşta tekrar ağlamak istiyor hem de “hüngür ağlamak”. Hüngür hüngür çekiyor içini, içine çekiyor yitip, bitip giden son sigarasını.

Halbuki ne de güzel yanıyordu. İçi mi? Sigarasını yere denize attığı taşlar misali fırlatıyor adam. İzmarit kadar yandı yüreği zamanında ama sönünce ardında kaldı, gitti. Hayatı gibi.

Kül düşümü bir sabaha uyandığında ne kadar hatırlanırsa, düşünü o kadar siliyor hafızasından. Sırılsıklam bir aşktan uyanmış da bir yudum suya hasret titriyor elleri. Yanan sade bir sigaraydı, düşen onun külleri. Ardında kalan izmarit parçası, daha mı değerli?

Adam bir düşten uyandığı düşten saatine bakarak ayrılıyor. 02:47. Yaşadığı her şeyi gökyüzüne ilikleyerek çekiyor elini onsuzluktan. Soğuk bir metalin ürpertisi. Elleri titriyor adamın. Bir yıldız kayıyor, dilediklerine ağlıyor o yıldızda. Son bir kez güçlü olmak istiyor, son bir nefes gibi çekiyor tetiği. Ruhunun üzerine düşüyor yere yığılan bedeni.

Körkütük ölüyor adam. Saat kimin umrunda?

HALİÇ

İstanbul
Kim aldattı seni

Caka satıp
Hoyratça tükettiklerin
Dilden dile
Çapkınlık hikayelerin
Yahut hepsinden muzdarip
Sevmelerin

Demet basbayağı
Palavra

Altın boynuzlu İstanbul
Söyle
Kim

GARİP

Sabah vapurunda susam kokarım
Tuzla yakarım cigaramı
Akşamını sormayın
Ürkekliğinden muzdarip
Bir garibim
Rüzgar ses etse
Çıt der yüreğim

Ben türkü tuttururum
Kediler ciğer diye
Kavgaya tutuşurlar sonra
Ki nefret ederim kavgalardan
Kedileri severim ama
Bilhassa uzakta

Cebim elime bol gelir
Yokuşa sürerim bazı pazar
Siyah duyulur bir yandan
Diğer yandan Beyaz
İçim içime dar gelir

Kadınlar olmasa
Konuşurum çokça
Lafı güzaf bolca
Yazamam ama
Kadınlar olmasa

Bir de
Ne çok severim
Orhan Veli’yi

%d blogcu bunu beğendi: