ADAM

Adam, saatine bakıyor. 02:37. Buzlu bir hıçkırık. Boğulmak istercesine ağlıyor adam. Başı önde, her adımında ölüme bir atış daha yaklaşıyor. Kalbi ıstırap dolu, hüznün çağlarcasına aktığı bir nehir gibi.

Ellerini sımsıkı ilikliyor onsuzluğa. Kadehinde kaybolan yıllar. İçinden geçiriyor “Ben sana SENCİL olduğum için mi kıyamadım?” Kendine mi kıymış adam?
Çırılçıplak aşktı, hani aşıktı çırılçıplak?

Şimdi üşüyor adam. Paltosuna sarılarak yürümeye devam ediyor. Rotası bilinmedik bir geminin savrulduğu gibi. Umut sözcüğüne dair bile umut yok. Sararmış güz yaprakları eziliyor ayağının altında, kıyamıyor. Sanki her seferinde bir aynayı kırıyor. Kendine mi kıyamamış adam?

Kulağında yankılanan o şarkı, susmak istercesine susuyor o şarkıyı. Adam aşka sarılarak yürümeye devam ediyor. Adam çıplak mı?

Avcunun içinde yitip giden bir şeyler var. Sımsıkı sarılmış eline, avuçları ıpıslak. Gözyaşları mıydı yitip giden adamın?

Kaybolan yıllarına bir hıçkırık daha koyuyor, her sokak lambası aydınlığında içindeki karanlığa bir ışık daha sönüyor. Kaç tane ayna kırıldı bu gece rüzgarla? Adam yıkmak istercesine vuruyor ayağını dünyaya !

Bir çocuğun gözündeki gülücük kadar sahi bir haykırış, ta yürekten gelen ıstırap –sızım sızım bir sancı- O gülücük ne kadar hayat demekse, o ıstırap da o kadar uzak hayata. Belki hayata dairdir ama asla hayatta değil. Bu, doğum sancısı ölüme dair.

Adam, saatine bakıyor. 02:41. Sigara paketinin tükenmiş tütün kokusuna bir kibrit daha yakıyor. İçine çekiyor, içini çekiyor. Boğulmak istercesine tutuyor nefesini. Gecenin soğuğunda kaybolan duman gibi, yitip, bitip gidiyor. Gözündeki her damla yaşta tekrar ağlamak istiyor hem de “hüngür ağlamak”. Hüngür hüngür çekiyor içini, içine çekiyor yitip, bitip giden son sigarasını.

Halbuki ne de güzel yanıyordu. İçi mi? Sigarasını yere denize attığı taşlar misali fırlatıyor adam. İzmarit kadar yandı yüreği zamanında ama sönünce ardında kaldı, gitti. Hayatı gibi.

Kül düşümü bir sabaha uyandığında ne kadar hatırlanırsa, düşünü o kadar siliyor hafızasından. Sırılsıklam bir aşktan uyanmış da bir yudum suya hasret titriyor elleri. Yanan sade bir sigaraydı, düşen onun külleri. Ardında kalan izmarit parçası, daha mı değerli?

Adam bir düşten uyandığı düşten saatine bakarak ayrılıyor. 02:47. Yaşadığı her şeyi gökyüzüne ilikleyerek çekiyor elini onsuzluktan. Soğuk bir metalin ürpertisi. Elleri titriyor adamın. Bir yıldız kayıyor, dilediklerine ağlıyor o yıldızda. Son bir kez güçlü olmak istiyor, son bir nefes gibi çekiyor tetiği. Ruhunun üzerine düşüyor yere yığılan bedeni.

Körkütük ölüyor adam. Saat kimin umrunda?

Garip Yorum

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: